İzmir'imin metrosu hakkında birkaç kelam

1989 yılından bu yana, projesi, kaynağı, ihalesi vs. derken 23 yıllık bir yılan hikâyesi bu İzmir Metrosu.
Deneme seferi 2000 yılının Mayıs ayında, normal seferler ise Ağustos ayında başlar. Toplam 10 istasyonu ve 11,6 kilometrelik parkuruyla, tam 12 yıldır da hizmet vermekte. Ama ne hizmet. Suya yanmış kazazede gibi İzmirliler ve bu hizmetten yalnızca çok az sayıda bir kısım elitimsi İzmirliler yararlanmakta… Geçenlerde özlemle beklenilen yeni hat ve duraklardan “1“ tanesi, 2,5 kilometrelik hat ilavesiyle hizmete açıldı.
Ek hatlar ve istasyonlar için ilk ihaleye çıkılan 2005 yılından bugüne kadar alınan mesafenin mahcubiyeti fazlasıyla söz konusu olmasına rağmen, hala yöneticilerde; ‘…Ooo, biz işi çoktan bitirdik ama bunu size söylemiyorduk…“ şeklindeki yukarıdan bakış tavrı söz konusu…
Genel anlamda metronun işletmeciliği ile ilgili bir sıkıntı görünmemekle birlikte, arka planda çok ciddi sonuçlara yol açabilecek eksiklikler veya kusurların varlığı gözden kaçırılmamalı. Öncelikli sıkıntı ise; “BAKIM ve ONARIM.“ Hatların durumu ise tam bir felaket. İlk belirtiler yaklaşık iki sene kadar önce, Hilal-Basmane arasındaki bölümde görülmeye başlandı. Daha sonrasında da, herhangi bir düzeltme olmadığı gibi, neredeyse tüm YER ÜSTÜ hatlarında da bu durum yayılarak genişledi. U nedenle de, trenler seyir sırasında, şiddetle sağa-sola yalpalayarak yol almaktalar.
Dünyanın en eski metro sistemlerinden birisi olan Paris Metrosunda, seyir halindeyken kolaylıkla kahvenizi bile yudumlayabilirsiniz. Peki, İzmir Metrosunda bunu denemek ister misiniz? Kahve mümkün değil ama belki de katı bir yiyecek tüketebilirsiniz. Eğer ağzınızı yiyeceğe denk getirebilirseniz…
Ayaktaki bir yolcunun, “ iç duvara yaslanarak “ durması da neredeyse imkansız. Duvar tarafından şiddetle tartaklanırsınız. Konu, yolculuk konforunun olmayışı değil, SEYİR GÜVENLİĞİ’nin sağlıklı olmamasıdır.
Bu miktar yalpalama nedeni olarak da, RAYLARDAKİ ciddi deformasyon bozukluklarına işaret OLABİLİR. İstasyonlar arası yoğunluğa bağlı olarak, üst hız 60-80 kilometre civarına kadar çıkabiliyor. Halkapınar istasyonu gibi, dolgu malzemeli yumuşak zemindeki hatta çökmelerin meydana gelmesi de söz konusu. Eğer treni kullanan yolcular bile bunu gözlemleyebiliyorsa, ölçüm değerleri çerçevesindeki vahameti ve ihmali varın siz hesap edin. Tren bu istasyonda durduğunda, platform ile tren zemini arasındaki kot farkı sıfır olması gerekirken, tren yaklaşık olarak 7-8 santim kadar aşağıda kalmaktadır. Gözleme dayalı bu ölçü, izin verilen sınırlarda mıdır onu bilemem ama ENGELLİ vatandaşlarımıza yeterince ENGEL çıkardığı herkes tarafından gözlemlenmekte.
Hat bakımlarının yeterince yapılmadığı, yapılıyorsa bile teknik olarak izin verilen toleranslar içinde kalınıp kalınmadığı konusunda da ciddi endişeler söz konusu. Buna trenlerin yürüyen aksanlarının bakımlarında çok dikkat etmek gerekli. Gün geçtikçe sistem eskimekte ve eklenen yeni hat ve sistemlerin getirdiği stres de sisteme yüklendikçe, arızaların ortaya çıkması da yükselmektedir.
Bir günlük METRO’nun geliri ile de METRO-İZBAN istasyonları arasına, bir YÜRÜYEN AKTARMA MERDİVENİ’Nin yapılması söz konusu olabilir ki bu da artık gecikmeksizin gerçekleştirilmeli…’ diyor İzmirli kadim dostum Metin Erkal!..
Metin Bey bu önerilerini uzun zamandır sosyal medya üzerinden de yapmaya çalıştı. Ama onun yazdıklarını çok dinleyen olmadı. Ben de dostum Metin Bey’in söylediklerini İzmir metrosu bağlamında köşeme taşıdım ve etkili ve yetkilileri bu konuda uyarayım istedim!..

İlk yorum yapan olun

Yorumunuz: